Devranın Gerdişi Döndükçe Döndürüyor!

Cahit Kılıç 28.03.2026 15:32:08

Bir tarafta savaş, Ortadoğu alev alev yanıyor!
Küçücük çocuklar, muhteris ve haris büyüklerin kurbanı oluyor!
Gencecik fidanlar, kart ahmâkların silahlarının ya tetikçisi ya da hedefi oluyorlar!
Ne ulusal ne de uluslararası hukuk var artık!
Emperyalist ve Siyonist alçakların döktükleri kan, vicdanları sızlatıyor!
Şehirler yıkılıyor, insanlar aç sefil göç etmek zorunda kalıyorlar.
Dünya, bir pedofili sapık ve bir hırsız ve bebek katili siyonistin alçaklığını seyrediyor!
***
Ama bizim bir başka derdimiz daha var!
Az buçuk yazmaya çalışacağım…
***
FIRFIRİKLİK!

Kim demişti:
“Adam satmışlığımız yoktur ama adam sanmışlığımız çoktur!”
Hem de “ağabey” mertebesine çekerek!
***
Geçenlerde nasıl bir “ironi” yapmıştım:
“Ben mütefekkirim. Ben düşün adamıyım”
Şimdi de:
“Ben aklı savunuyorum. Sen lümpensin, bunu anlamadıysan başka kapıya!”
***
Diyemiyor:
“Ben artık başka kapıya yamandım! Tıpkı Feyzioğlu gibi, tıpkı Cevizoğlu gibi…
Benim de soyadım “oğlu” ile bitiyor.
Onlardan neyim eksik?!
Ahir ömrümde bir “vekillik” veya “elçilik” kapsam fena mı olur?!
Savcı beyimiz bir kıyak yaparsa; ballı kadayıf olur!”
***
Bol kadayıflar dilerim. Aman şekere dikkat! Karaciğer de yağlanmıştır ha!
Sonra benim gibi hastane kapılarında sürünürsün!
***
Fikirler elbette ki değişir.
Olgunlaştıkça değişir…
Geliştikçe, araştırdıkça, yeni şeyler öğrendikçe değişir…
***
Sabit fikirlilik insanı yozlaştırır…
İntisap ettiği veya gönül verdiği siyasi partinin fikirlerine teslim olur!
Diyelim ki dindar bir insandır. Bir cemaate, bir tarikata intisap etti ve onların fikirlerine teslim oldu…
Yani kendisi olmaktan çıktı, müritlik ruhuna işledi ve artık doğruyu veya yanlışı ayırt etme iradesini kaybetti…
Akıl yitimine uğradı…
Bunun adı fikrin gelişmesi ve olgunlaşması değil…
Düpedüz yozlaşmasıdır…
***
Değişmeyecek şey; ilkeler olmalıdır.
İnandığın, yerine ve zamanına göre uğruna çok şey feda ettiğin ilkeler değişmez olmalıdır…
Eğer ilkelerinden vazgeçtiysen…
Ya işin ucunda korku var ya da menfaat!
Belki de senin fıtratında fırfıriklik var!
Döneklik diye tercüme edeyim.
***
Diyelim ki…
Fırdöndün…
Burada da azıcık hicap meselesi var.
Gerideki izleri kapatman lâzım!
Demek ki iş başa düştü…
Bir elinde mala, bir elinde şap mastarı…
Döndükçe malala…
Döndükçe mastar çek…
Kim bilir!
Belki de kapanır o izler!
Ne de olsa “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür!”
***
Bu ülke ne dönekler gördü…
Dönmeliğiyle övünen ne fırfırikler; makam mevki ve servet sahibi oldular!
Anlı şanlı büyüklerimizden nice niceleri, her devrim adamı sıfatıyla gözlerimizin önünde gerdan kırdılar!
***
Bu, bizim toplumumuz ve bizim toplumumuzun gerçeğidir…
Dün ne idiysek bugün de oyuz…
Fark var mı?
Evet, var!
Bugün fırfırik sayısı, düne kıyasla çok daha fazla! Hatta üç beş katı…
Bugün, artık hicap diye, hâyâ diye bir mefhum kalmadı…
Yedirilen yalın miktarı arttıkça, utanmazlığın da derecesi yükseliyor!
***
Ar, hâyâ dediğiniz şey mücerrettir…
Tıpkı vicdan gibi…
Elle tutulup gözle görülmüyor ki, suratına necaset gibi yapıştığı görülsün!
Tam tersine…
Bir emekli maaşının beş katı fiyatı olan İtalyan elbiseler, ipek kravatlar, rugan iskarpinler göz kamaştırıyor!
Dört çeker arabalar…
Villa milla da cabası!
***
Onun içindir ki, üzülme adamım, arada kaynar gidersin…
Dünya artık kızıl öküzün boynuzunda değil, basket topu gibi muktedirlerin orta parmağında dönüyor!
Kim kime, dumduma!
Şu bizim Türkiye “kırk kulplu kazan bir kulpundan da sen tut kazan!”
***
Eh!
Bende-i fakir de, pınarın gözesine teşaşür etmeye berdevam!
Şairin dediği gibi: “ekmeği bol, soğanı bal” eyleriz muttasıl!
Her satılığın bir fiyatı olduğu gibi; her doğruluğun da bir bedeli var!

Yazarın Diğer Yazıları