Hukukun Çifte Yüzü: Terazi mi, Kılıç mı?
Hukuk, insanlığın ortak vicdanı olarak doğdu. Hammurabi’nin taş sütunlarına kazınan ilkelerden Magna Carta’nın özgürlük vaadine, Osmanlı’nın “adalet mülkün temelidir” öğüdünden Fransız Devrimi’nin eşitlik hayâline kadar hep bir ortak söz olma iddiasını taşıdı. Ne var ki bazı rejimlerde bu söz, bir liderin dudaklarından çıkan keyfî emirle bozulur. Evrensel hukuk, insanlığın ortak şarkısıysa; keyfî hukuk, bu şarkının çalındığı bir saray odasında yalnızca iktidarın kulaklarına fısıldanan bir ağıttır.
Hukukun Üstünlüğünden Üstünlerin Hukukuna evrilme!
Hukukun üstünlüğü, demokratik toplumların temelidir. Ancak iktidar, kendi çıkarlarını korumak için hukuku eğip bükmeye başladığında, üstünlerin hukuku ortaya çıkar. Yolsuzlukların örtülmesi, muhalefetin susturulması ve sözde yasal gerekçelerle özgürlüklerin yok edilmesi, bu dönüşümün en belirgin göstergeleridir. Roma Senatosu’nda çıkar için eğilip bükülen yasalarla günümüzdeki keyfî düzenlemeler arasında yalnızca zaman farkı vardır.
Yargının İktidar Tarafından Ele Geçirilmesi!
Yargıç, adaletin kefilidir; ama makam hırsı ve servet arzusu, kefili borçluya dönüştürür. Tarihte kralların yanında diz çöken yargıçlar vardı; bugün de iktidarın gölgesinde yükselenler var. Yargı mensupları, adaletin kutsal ateşini söndürüp kendi çıkarlarının mumunu yakarak halkın vicdanını karanlığa mahkûm ederler.
Düşman Hukuku!
Hukuksuzluğun Nirvana’sı. Yakın tarihin Stalinist uygulaması. Sanık sandalyesine oturtulanların aile fertlerinin de “hukuk adı altında” hesaba çekilmesi, malına mülküne el konulması. Kamu görevlerinin elinden alınması, hiçbir sektörde çalışmasına imkân verilmemesi ve dolayısıyla açlıkla imtihana mecbur edilmesi…
İktidar Değiştiğinde Hesaplaşma Sorunu!
Tarih bize şunu öğretir: intikamla gelen adalet, adalet değildir. Fransız Devrimi’nde giyotine gönderilen aristokratlar, hukukun değil öfkenin kurbanıydı. Gerçek hukuk, suçluyu adil bir yargılama ile mahkûm eder; mal varlıklarına el koymak ya da doğrudan hapse atmak, yalnızca yeni bir keyfî hukukun doğuşudur. Evrensel hukuk, iktidar değişse de değişmeyen tek sabite olmalıdır.
Sonuç: Hukukun Vicdanı!
Sonuçta hukuk, bir kılıç değil, bir terazidir. Kılıç, iktidarın elinde sallanır; terazi ise halkın vicdanında dengelenir. Evrensel hukuk ilkeleri, iktidarların gelip geçici ihtiraslarına karşı insanlığın kalıcı pusulasıdır. Eğer hukuk, üstünlerin oyuncağına dönüşürse, toplumun vicdanı da sessizliğe gömülür.
Bir de vicdanın hukuku var!
Evrensel hukuk, yüz yıllarca tarihe mal olmuş olayların imbiğinden süzülen hukuk maddelerinin toplamı demektir. Ve bu toplam, tarihin vicdanından elden edilen ahlâkî değerlerin de toplamıdır. Yazılı metinler dışında vicdanî teamüller de bu toplama dâhildir. Yüz yılların tecrübesi ışığı altında toplanan ve hukuku temsil eden kristal küreler, bir tekme ile parçalandığında, artık hukuk değil, hakkın ve haklının toplamını despotizmin ökçeleri ezer…