İslam Cumhuriyetine muhabbetimiz nedeniyle bize “çok seviyorsanız sevdiğiniz İran’a gidin” diyenleri adam yerine koyup ciddiye aldığımız yok. Ama birkaç kelam ile ağızlarının paylarını da vermek vacip oldu.
Evvela üzerinde yaşadığımız Anadolu toprakları bize bir İranlının armağanıdır. Anadolu fatihi Alp Arslan, Ankara doğumlu değildir. Bu toprakları, bize “buradan gidin!” diyen yerlilerin dedelerinden almaya ta Rey’den yani bu günkü Tahrandan gelerek emanet etmiştir. Her ne kadar Malazgirt’te Bizans ordusu kılıçtan geçirilmiş ise de bize buradan gidin diyenler onların kılıç artıklarıdır. Buradan defolup gitmesi gerekenler onlardır.
Biraz detaylara girersek görürüz ki onların ataları ve şimdilerde babaları Müminlerin topraklarını işgale kalkarken kendi topraklarını da kaybetmişlerdir. Mesela büyük ataları Romen Diyojen Alp Arslan’ın elçisine “atlarımız Hamedan’da kışlayacak” dediğinde elçinin cevabı “atlarınız Hamedan’da kışlar ama siz nerede kışlarsınız bilemem” demiştir.
Bugün Diojen’in çocukları yine Tahran’a ve Hamedan’a göz dikmişler. Ancak bu kez kaybedecekleri Anadolu’dan daha büyük olacaktır Allah’ın izni ile.
Biz gidersek İran’a değil Tel Aviv ve Washington’a gideriz. Münafıklara hayal gibi gelebilir ama biz Medine’de hendek kazarken de benzer hayaller görmüştük.
SAHİ, KUR’AN DA BAHSİ GEÇEN MÜNAFIKLARA NE OLDU?
Kur’an-ı Kerim’de “münafikun” suresi var. Muhtelif surelerde yüzden fazla ayeti kerimede münafıkların karakter ve özelliklerinden bahsedilir. Ancak ne hikmetse vahyin kesilmesi ve Efendimizin vefatından sonra sanki münafıklar buharlaştılar. O gün efendimize pusu kuranından, ganimet malını zimmetine geçirdiği iddiasında bulunanına, Fesat çıkardığı halde kendilerini ıslah edici olarak tanıtanından, Allahtan çok düşmandan korkanına, Müminlere “iman ettik” deyip şeytanlarına “sizdeniz! onlarla alay ediyoruz” diyenine ve daha nicelerine ne oldu? Bunlar huylarını karakterlerini mi değiştiler. Yoksa bunlar gücü ele geçirince bir şekilde aklanıp paklandılar mı?!
Efendimiz (sas) döneminde yaşayan münafıklardan “sahabe” olmayan var mı? Zira bütün münafıklar görünürde Müslüman ve Efendimizin hem arkasından kuyusunu kazar hem de arkasında namaza dururlardı. Hem Münafık kâfirden daha eşedd olacak, hem ümmete örnek ve model olacak! Öyle mi?
Münafıklık kalbi bir olaymış gibi “kimsenin kalbini bilemeyiz” diyerek onlara koruma kılıfı hazırlanmış gibi. Oysa münafıklık sözleriyle çelişen ameller, ilkesizlikler, ucuza satılan ayetler, dünyevi çıkarlar uğruna gözden çıkarılan manevi değerler ile çok somut ve görünürdür.
İki milyar nüfusu ile dünyanın hayat kaynağı yeraltı ve yerüstü zenginliklere rağmen bir avuç Siyonist karşısında içine düşülen zilletin sebebi bu akıl ve mantık dışı inanç manzumesi olabilir mi?!
Özetle diyorum ki acaba içine düştüğümüz zillet, içinden çıkamadığımız nifak ortamından olabilir mi? Seçeni ile seçileni ile yöneticisi ile yönetileni ile içinde boğulduğumuz nifak kuyusundan çıkmamız mümkün mü?
Mesela bu günlerde izzeti ile onuru ile bütün insanlığın dikkatlerini üzerine çeken ‘veliy-i fakih’ makamındakiler için kimse dün dediğinin bu gün tersini söylüyor iddiasında bulunabilir mi? Allah’tan cc başka “süper güç” tanıdıklarına, onlar karşısında eğilip büküldüklerine, geri adım attıklarına şahit olan var mı?