Mesele Suriye'nin İsrail Aleyhine Bir Fırtlatma Rampası Olup Olmamasından İbarettir

Emin Güneş 27.12.2025 15:44:33

İran İslam Cumhuriyetinin Suriye’deki Baas diktatörlüğünü desteklediğini savunmak en iyimser ifade ile cehalettir. İslam Cumhuriyetinin Baas diktatörlüğünü desteklemesi Şahlık rejimini desteklemekten farksızdır. İslam Cumhuriyeti Şahlık rejimine ne kadar karşı ise Batı Asya’daki bütün kukla rejimlere de aynı ölçüde karşıdır.

İslam Cumhuriyetiyle sekiz yıl savaşan Irak Baas’ı ile Suriye Baas’ı arasında İdeolojik olarak hiçbir fark yoktur. Laik, Seküler, Sosyalist Arap milliyetçisi bu yönetimlerin İslam Cumhuriyeti ile hiçbir ortak noktası yoktur. Nusayrilik İmamiye mezhebine göre Gulattır ve merduttur.

Kendi halklarına zulmeden, emperyalistlerin kuklaları bu yönetimlere destek olmak hiç kuşkusuz ‘zulme destek’ anlamına gelir ki bu açıkça “Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur” (Hud 13) ayetine muhalefettir.

İslam İnkılabından yana olmak, onu desteklemek inanç ve kanaatime göre aziz İslam dinine destek anlamında farzdır. Oysa İslam İnkılabı zalim bir diktatörlüğü destekliyorsa ondan beri olmak, ondan nefret etmek farzdır. Böyle bir durumda bu devlet “İslam Cumhuriyeti” olma vasfını kaybeder. Değil ona destek olmak, destek olana selam vermek dahi caiz olmaz.
İslam Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi, anayasası İsrail denilen bir devleti tanımamayı emrediyor. Onu bölgede işgallerle büyüyen bir kanser uru olarak görüp ortadan kaldırmak istiyor.

Bu nedenle 1979 dan beri İslam Cumhuriyeti ile Siyonist rejim ve hamisi ABD arasında muhtelif şekil ve düzeylerde devam eden bir savaş vardır. Bu savaşta hangi ülke ABD ve İsrail’den uzaklaşıyorsa doğal olarak İslam Cumhuriyetine yakınlaşıyor. Büyük Şeytan ABD’ye yaklaşan da İslam Cumhuriyetinden uzaklaşıyor.


İslam Cumhuriyetinin Suriye ile ilişkisi sadece onu İsrail’e karşı bir fırlatma rampası olarak kullanmaktan ibarettir. Bu atış rampasının zarar görmemesi ve muhafazası için çabalamıştır. Nitekim Suriye’de devrim yaptığını iddia eden İsrail’in taşeronlarının yönetime gelir gelmez ilk beyanatları: “Suriye’yi İsrail aleyhine bir fırlatma rampası yapmayacağız” olmuştur.

Mesela Yunanistan İsrail’le savaşsa İslam Cumhuriyeti Yunanistan’a başta askeri olmak üzere gücünün yettiği her şeyle yardım eder. Yunanistan’ın savaş nedeninin ne olduğu İran için önemli değil önemli olan Mescidi aksanın işgalcisi rejimin zayıflaması ve yıkılmasıdır. Tıpkı Amerikan kıtasındaki antiemperyalist Venezuela’ya destek olması gibi.

Mesela komşusu Türkiye 28 Şubat’ta ABD’nin emri ile hareket ederek merhum Erbakan’ı başbakanlıktan uzaklaştırıp başörtüsü zulmü ile dindarlara hayatı çekilmez hale getirdiğinde. İslam cumhuriyeti Türkiye ile arasına mesafe koydu. Araları açıldı, Büyükelçiler karşılıklı geri çağrıldı vs. Aynı Türkiye, ABD güdümlü 15 Temmuz darbesine maruz kaldığında bütün gücü ile Türkiye’nin yanında yer aldı. Eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “15 Temmuz gecesi en çok İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile görüştüklerini” belirtti. Zarif ise Türk halkını tebrik etti.

İslam Cumhuriyeti düşmanları tarafından ırkçılık ve mezhepçilikle itham edilmektedir. Eğer öyle olsaydı diğer ABD kuklaları gibi vahşi batı ile hiçbir sorunu olmazdı. Zira ırkçılık ve mezhepçilik batının sömürüsüne hizmet eden aparatlardır. Batı İslam düşmandır ve İslam Cumhuriyeti ırkçı/mezhepçi olmadığını Aksa Tufanında göstermiştir. Öncülüğünü yaptığı cephelerle birlikte Sünni/Arap Filistin yolunda binlerce şehit ve yaralı vermiştir.

İslam Cumhuriyetinin Irak’ta Suriye’de Yemen’de milyonlarca Sünniyi/Arabı özellikle İsrail’in öldürdüklerinden çok daha fazlasını öldürdüğü iddiasını her ne kadar Mısırlı, Suudlu, Türkiyeli, Küveyt ve Katarlı âlimler şeyhler yazarçizerler dillendirseler de hepsinin hocası “Avichay Adraee”dir.