"Siz onunla savaşmıyorsunuz esasta dostsunuz, savaşmış gibi yaparak bizi kandırıyorsunuz" diyorlardı.
Takiyye ile suçluyorardı Direnişi...
Amerika ve İsrail'in gerçek düşmanlarıydılar ya!
Seyyid Hasan'ın Şam'da bulunan Kurmaylarını istilacı görüyorlardı. Hedefleri, onlardı. Tek hedef Direnişi vurmak, Mevcut Hükûmeti düşürmekti.
Bunun için dünyanın çeşit çeşit yerlerinden toplanıp gelenler ise "Allah'ın dinini hakim kılmak için" burada olduklarını belirtiyorlardı. Ele geçirdikleri her yerde "Kur'an'ın hükmü, peygamberin sünneti" adlı bir sistem çalıştırıyorlardı. Kadınlar tepeden tırnağa çarşaf içinde, erkekler sakalı kesmeyecek, bütün sosyal yaşam "Allah'ın hükmü" gereğince...
İran, en büyük düşmanlarıydı ya. "Peki Amerika ve İsrail" diye soranlara ise onlarla esas savaşacakların kendileri olduğunu ama önce Şam'ı almaları gerektiğini belirtiyorlardı.
Slogan şuydu: "Kudüs'e giden yol Şam'dan geçer!" Şam... Önce Şam düşmeliydi. Allah'ın dini önce burada hakim kılınmalıydı ki sonra Kudüs'e girilsin...
("Amerikancı İslam" idi bu, ama kimseye anlatılamıyordu.) Tarikatların çoğu onlara dua ediyor, Batıya akredite yerli/yabancı basın yayın kurumları onlara çalışıyordu.
Şam düştü.
Önce Amerika, tebrik etti, "Allah'ın dinini hakim kılmak için..." sloganlı dostlarını...
Tiyatro bitmişti nasıl olsa. "Başına 10 milyon dolar ödül" koyduklarının başını okşamak için Batılılar sıraya girdi. Şam Havaalanına Batılı Hariciye Diplomatları'nı taşıyan uçakların biri inip diğeri kalkıyordu.
İsrail, "daha o çabuklukla yapmam tebriki, işlerimi temizleyeyim sonra bakarız" modundaydı. Çok daha fazla şeyler istiyordu. Kendi girdi test etmek için. Şam'a 15-20 km kalan bütün alanları kolaçan etti. Savaş uçakları günlerce silah depolarını, savaş alet ve araçlarını bombaladı. Hâlâ da içeride. Cihad ehlinden çıt çıkmadı. Onlar Kudüs'e gidecekken Telaviv geldi. Dün dünde kaldı. Bugünün hakikatiyle yüzleşti herkes.
İngilizlerin huyudur. Adamlarını kullandıktan sonra aşağılarlar. "Biz eğittik" diye basına sevis ettiler mecut Şam yetkilisini.
Meğer takiyyenin kralını yapıyormuş cihdacılar. Gördü, duydu, bildi de bunları destekleyen ahali ama üç maymunu oynamak zorundaydılar zira onların da çoğu Ingiliz mahsülü...
Emperyalizm işte budur Azizim, gözüm, kardeşim.
Nasıl ama? Kuyumcu işçiliğinde, halı dokur gibi değil mi? Günün sonunda kazanan; Gazze'nin katilleri.
Kimin eliyle, "Allah-Muhammed-Kur'an" takılı kalaşnikof'la savaşanlarca... Ağlama, anla sadece! Yeni değil.
Nerden öğreniyor, nasıl yapıyor peki?!
Bir coğrafya niyedir ki, yüzyıllarca yıldır sömürü altında.
1) Tarih biliyor İngilizler, çok önemli bu.... Bugün, dün de gizli. Tarihi bugüne taşıyor. Kullanacağı insanı neyle harekete geçireceğini, ona hangi referansları sunacağını biliyor.
Bu coğrafyanın insanı komünizmle, liberalizm veya seküler saiklerle yerinden kalkmaz. Ona din ile gideceksin. Dine biraz uzak olanına ise Irk...
Bu iki başlık üzerinden istediğin hedefe ulaşabilirsin. Ki, öyle de oluyor. MI6, CIA, MOSSAD... Bütün saha adamları ya din ya ırk kullanır. Bu alanlar en verimli sahalar...
2) Emperyalizm sabırlıdır. Planı uzun vadelidir. Programlarına disiplinlidirler. Zihin operasyonu ile çok ilgilidirler. Kendi halinde bir toplumu birden bire azılı bir mezhepçi, ırkçı yaparlar. Buna dair basamakları çok sağlam çıkarlar. En önemli işleri hedef ülkelerde eğitimsizliktir. Ona çok hassatırlar.
Öğretimli eğitimsizlik hele?!. Öğretmen diploman olsun ama Öğretmen vasfın olmasın. Bunu, özellikle isterler. Tüm mesleklerde... Bu iş toplumu öyle bir yıkar ki, kimse toparlayamaz.
3) "Böl-Parçala-Yönet!" bu slogan onlarındır. Biz de biliriz ama anlamayız. Bu anlamama kısmı ile hep hizmet edenleri olmuşuz onların. Emperyalizm istediği anda yüzlerce yıl beraber yaşadıklarımızla hemen ayrılırız. Buluruz gerekçesini. Bölünme, parçalanmayla ilerler. Baksana yekpâre bir toplumumuz yok! Kendi içinde bile parça parça herkes... Ve sonra o parçaların diğerine karşı yönetilmesi... O gurup, bu taife, şu fraksiyon... Yol nereye çıkar? Tabi ki Emperyalizme. Ama hangisine sorsan kendi iyi öteki kötü. Oysa yok birbirlerinden farkı.
Suriye'de neredeyse yüzlerce örgüt vardı, nerde şimdi? Sadece Suriye mi, mutevası farklı olsa da her yerde.
4) Kalkınmışlığı ve Eğitimi yeterliliğe ulaşmamış toplumun haini çok olur. Çabuk adam devşirilir. Ucuza da olur.
Bildikleri için bunu, insan kaynağı sorunu yaşamazlar. Son 25 yıldır coğrafyada yakalanan Batılı İstihbarat örgütlerine çalışanların neredeyse %95'i yerli...
Ve Sen şimdi...
İnandığın ama bilmediğin o her neyse, tam da onunla bir bakmışsın günün sonunda kullanılmış haldesin.
Suriye hikayesi kadar önemli bir toplumsal, siyasi, ideolojik hikaye daha nasıl olsun ki, uyanasın?! Bak oraya, tanı önce kendini. Yolunu koy önüne. Bilincini sına. İnancını ayıkla. Etrafını gözlemle...
Bil gözüm!
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır aslında. Koyduğun yeri unutmuşsun, hatırlamaya çalış...